Bir şeyler yazmak istiyorum

Bir şeyler yazmak için insanın kendi içine dönmesi gerekiyor. Kendiyle biraz yalnız kalması gerekiyor. Uzun zamandır kendimle yalnız kalmıyorum. Duştaki anlarım hariç. Onlar da çok uzun sürmüyor. Kendimle konuşabildiğim anları artırabilirsem, kendimle yaptığım istişarelerin kalitesi de artar. Belki çok fazla farklı perspektifler dahil olmamış olur, ama yine de 2 bakış açısı da bir şeydir.

Bir şeyler yapmam "lazım". Ama bir şeylerin sonunda "lazım" demeyi bırakmam lazım! Çünkü lazım kelimesini kullanınca o şeyler olmayacakmış hissi veriyor alttan alttan. Lazım kelimesi de tek başına ilginçmiş. Lazım lazım lazım lazım lazım...

En korktuğum şey treni kaçırmak. Belki de herkeste öyle. Bir şeyleri yaşayıp yaşayıp yıllar sonra dönüp baktığımda "Aaa hiçbir şey yapmamışım" demek. Belki de fazla takılmamak lazım böyle düşüncelere. Ama ne yapmak beni tatmin eder ki? Başkalarının yaptığı ve takdirle izleyip sonrasında hızlıca başka gündemlere daldığımız şeylerden mi yapmak istiyorum? Bir "impact" mı bırakmak istiyorum? Buzzword'ler üzerinden inşa edilmiş bir hayatın baş mimarı mı olmak istiyorum.

Her şeyi beğenmemek için bir bahanem var. Yeterince motivasyonum yok, yeterince stresim yok ki geceleri uyumayıp bir şeyler peşinde koşayım. Hep bana yol gösterecek birinin ihtiyacını hissediyorum. Benim birkaç yıl sonraki halim elimden tutsa. Aslında farkında olduğumuz gerçekleri hep halının altına süpürüyoruz. O orda biliyoruz ama hep üzerini örtüyoruz, beynimizin öleceğimiz gerçeğinin üzerini örtmesi gibi biraz, samimiyet gibi.

Az arkadaşım var, ama çok daha fazla konuşmak istediğim farklı konular var. Bazen dandik konulardan konuşabileceğim arkadaşlarım olsun istiyorum. Çok fazla farklı konuda az az bilgilerim var. Bunların arasında ilgimi çokça çekenleri de var. Onlar üzerine o konuda bilgisi olan insanlarla konuşmak isterdim. Güzel olurdu. Güzel olabilirdi yani en azından.

Kendimle yalnız kalmak diyordum. Uzun zamandır yorgunum. Geçmişe hasretten biraz kurtuldum. Daha sportifim kendimi daha iyi hissediyorum. Ama ekranlar bakmaktan uzaklaşmam lazım. Ah! Gerçekleşmeyecek artık. Ama gerçekten, ekranlar belki de en büyük düşmanım. Düşman bulamıyoruz ki günümüzde ne yapalım. Ama hep ekran, telefon ya da bilgisayar. Hep bi gündem. Hep farklı insanlar, farklı olaylar. Kendimi düşünecek ne vakit ne kafa kalıyor. Kendini düşün Agah! Kendine dön. Sana dön.

"Seni senden uzaklaştıran ne varsa ondan uzaklaş."

Seviyoruz fancy cümleleri. Bu da bizim şımarıklığımız.

Farklılık olmazsa ölüyoruz. Ölüyoruz. Ölüyoruz... Öldük.

Farklılık lazım. Farklı insanlar lazım. Onun için ne yapmak lazım? Önyargıları biraz yıkmak lazım.

Şöyle de bir şey var; ben veya benim gibi insanlardan dünyada bolca var. Ama duyulmuyorlar, bilinmiyorlar. Ben ne kadar biliniyorum ki? Demek ki benim gibi, tam kafa dengim, tam anlaşabileceğim insanlar var. Mesele o insanlara ulaşma yolunda etrafımda beni anlamayan insanlara kafa atmayı göze alıp almayacak olmak. Ama öyle insanlar var. Ve bir gün karşıma çıkacaklar. Ve çok iyi anlaşacağız. Kaliteli zaman geçireceğiz. Bol bol beynimizi çalıştırıp sürekli birbirimizi geliştireceğiz. Üşenmeyeceğiz bol bol çalışacağız. Cesaretli olacağız. Anlamsız kurallara kafa yormayacağız. Vardır öyle insanlar. Bu da benim toz pembe hayalim. Ama vardır yine de öyle insanlar. Social-proof öldürüyor içimizdeki bir çok şeyi. Gebesi olduğumuz düşünceleri veyahut aktiviteleri.

Bir şeylere yapmaya adım atarken en iyisini yapamama korkusu hakim bana. En iyisi olmayacaksa olmasın. Perfectionism'deki gibi değil ama. Sanki en iyisinden daha aşağısı benim gururumu zedeler gibi bir fikir. İlginç bir fikir. Belki de bunu aşmam gerekiyor.

"ben aştım onları dediğiniz ne varsa
...
verin bana"

Aşmak deyince de aklıma ya Hegel gelir ya İsmet Özel. Biz de böyle mash-up bir neslin çocuklarıyız. Olsun. Olsun... Oldu.